Portakalın Ardından



Geçen gün farkettim İsmail YK'nın bir şarkısının büyük kısmını bildiğin ezbere biliyorum. Ben bu şarkıyı nasıl ezberledim, ne kadar zamandır bu böyle bilmiyorum. Durumun bilincine daha yeni vardım. Her Allah'ın günü onlarca ucube kendilerine sanatçı/yazar/aydın/gazeteci/şair/müzisyen/sinemacı/eleştirmen sıfatlarını atfederek televizyon, radyo ve gazeteler başta olmak üzere türlü kanallar vasıtasıyla gözümüzün, kulağımızın ve beynimizin adeta ırzına geçiyor. O kadar kuvvetli ve çeşitli aygıtları kullanıyorlar ki kapıyı kapatsanız bacadan giriyorlar engel olamıyorsunuz. Ben olamamışım şahşen. Öte yandan bir de, popüler olma, cik cikli ünvanlarla anılma gibi kaygılara yabancı sadece kaliteli ürünler vermeye odaklanmış kaliteli insanlar var. ilk bahsettiğim güruhun koparttığı tantanadan ötürü çok zaman bu güzel insaların eserlerinden haberdar bile olamıyoruz ciddi bir kısmımız. Sessizce üretiyorlar ve pek çoğumuz o eserleri ıskalıyoruz, onlardan mahrum kalıyoruz.
Bu durum sinemada da böyle, müzikte de böyle, edebiyatta da böyle... İsmail YK'nın şarkısını ezbere bilen ben, "sepet sepet yumurta"yı bile aşamamış ama şair olduğunu iddia eden bir kamyon adamı bilen ben Mustafa Akar'ın adını bile duymamıştım birkaç gün önceye kadar. Şimdi ilk fırsatta Küçük Bir Gökada ve Tenezzül adlı kitaplarını edinmenin peşindeyim.
Planör
Sana uçak alamıyorsam Türkiye Ekonomisi kötü gidiyor demektir.
Ama düşün ve unut hemen şimdi, bisiklet ölüme inandırmaz insanı...
Sana uçak almak da istemem, motorların sesindeki aldatır bizi.
Kekeleyen acil iniş çağrısı, kesinkes devrimdir.
Yanlış durakta inmiş iki eski dost olabiliriz
Buysa..Çok güzel...
Odalara sığamazsak kardeşlik ne güne duruyor ?
Ürpermek, ebediyettir kaç buradan.
Şizofreni hırkaları dikiyor mühendisler son hızla.
Giyince unutuyorsun, bende kendimde birşey var sanırdım,
Bişey... Kaset kapaklarını şenlendiren "Sezen" resmi gibi ayıp...
Depresyon fırkası buna inanıyor,
Sonbaharla gelen melankoli üzülmeni istemiyor.
Sana saçlarını tara dersem, rüzgârda atlılar geliyodur.
Ay karanlıkta incecik ve çok acayip, deli olursun...
Benim suskunluğuma katılırsan bununda bir anlamı olur.
Ey! Çocukluğumdan kalma altıpatlarlar,
Ey! Atasözü söyleyen kadınlar birden yaşlanırlar.
Çıkta gel ! Kibirli ve çok kabahatli...
Yalnız yürürken yakışıklı, geberesiye hora tepmek isteyen ben,
Sen benle çıkart şu güzelliğini..Çok fazla…
Çok fazla! Kaldır at saçlarını sevilmek için, çıldırasıya kitap okumak için.
Alabildiğine yeryüzünün kardeşi avuçlarımdaki ter, bakışlarımdaki bozgun.
Sana sevgimi grafikle anlatacağım artık.
Unutulmak için bile üşeniyorum şimdilerde
Dünya resmen normal değil, bana inanma
Ama şuna inan
Aşağıdaki grafiğe bakan olayı anlayacaktır, diyorsa birileri
Tamam, hepimiz delirmişiz
Hepimiz başlığı yanlış okumuşuz demek ki
Pe sayısı, pi sayısı
Lan bana ne deme
Ör sen saçlarını
Uçakları yüksele yüksele
Batan bir dünyaya uzat yine de saçlarını
Eski karizmam yerine gelirse bir bilet alırız tek gidiş
Dönemezsek Türkiye Acıları Ansiklopedisinde bir madde verirler bize.
Biri esmerdi..Şair..
Birinin saçları uzamışta uzamış.
Karma ekonominin baş belası, iki anarşist yaşamış...
- Mustafa Akar-

Senedi İttifak'la topraklar üzerindeki fiili işgalini saraya kabul ettiren eşraf bununla yetinmek istemez. Her ne kadar üretimin kontrolünü ele alsalar da mülkiyet hukuki olarak hala padişahın elindeydi. Padişah ters düştüğü eşrafın mülkünü müsadere etme hakkına sahipti. Bu riski de ortadan kaldırmak lazım geliyordu. Bir başka âyan-bürokrat işbirliği devreye girdi. Osmanlı'nın en tartışmalı vezirlerinden Sadrazam Mustafa Reşit Paşa modernleşme, Batı'ya entegre olma adına hazırladığı, Tanzimat Fermanı olarak da bildiğimiz o meşhur Gülhane Hatt-ı Hümayunu'na "mal ve can güvenliğinin sağlanması" maddesini de sıkıştırdı. Böylece kulağa hoş gelen laflar eşliğinde padişahın müsadere hakkı kaldırıldı ve özel mülkiyete geçişte önemli bir kavşak geçilmiş oldu. Takip eden yıllarda yapılan düzenlemelerle özel mülkiyet edinmenin önünde hiçbir engel kalmadı. Yüzyıllara yayılan bir süreçte ilk olarak köylünün işlediği toprağın vergisi ağalar tarafından toplanır oldu. Akabinde toprağın fiili hakları ve kontrolü ağaların eline geçti. Son olarak da Gülhane Hatt-ı Hümayunu'yla fiili olarak sahiplendikleri bu toprakları hukuki olarak da mülklerine geçirmiş oldular. Âyan-bürokrat işbirliği uzun süren bir mücadelenin sonunda üretim araçlarının mülkiyetini ele geçirdiler. Bu sürecin tamamlanması 19. yüzyılın ortalarına denk gelir. Copyright © 2009 BoŞ MuHaBBeT ; Hiçbir hakkı saklı gizli değildir, ortalık malıdır